Günün en çarpıcı haberi ne Milli Güvenlik Kurulu toplantısı, ne
Deniz Baykal’ın grup toplantısı, ne Albay
Dursun Çiçek’in ifade vermesiydi.
Bence günün olayı Milli Eğitim Bakanı
Nimet Çubukçu’nun öğrenci önlüklerinin değişeceği açıklamasıydı.
Öğrencilik yıllarımın akılda kalan en çarpıcı yönü kara önlük ve boynumu açıtan kolalı yakalardı.
Okuldan çıkar çıkmaz düğmesini açıp nefes aldığım, beyaz yakalar.
Sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitle olduğumuzu daha çocuk yaşta kafamıza kakmak için oluşturulmuş bir kıyafetti.
Yarısı gri okul duvarlarıyla birleşince, okulu kasvetli, itici bir mekan haline getiren ikili, otoriter, öğrenciye söz hakkı tanımayan öğretmenler de eklenince tamamlanıyordu.
Böyle bir ortamda yetişen gençlerin hala okumak için bu kadar çaba göstermesini anlamak güç gerçekten.
Şimdi öğrenci kıyafetleri, öğrencilerin de görüşü alınarak yenilenecekmiş.
Gecikmiş ama yerinde bir karar.
Siyah-beyaz önlük, askeri binalara benziyen okul binaları, tek parti dönemi anlayışına uygundu.
Öğrencinin devletin tam istediği gibi yetişmesi, devletin resmi ideolojisi dışında bir fikir geliştirmesini önleme amacı taşıyan bir yöntemdi.
Günümüzün çoğulcu anlayışına tamamen ters düşen bir anlayıştı çünkü bağımsız bireyin ortaya çıkmasını engelliyordu.
Gelişen toplum bireyi güçlendirdi.
Bireyi yok etmekte yardımcı olması hedeflenen kitle iletişim organları tam ters bir etki yaptı.
Bugün hala çocukların tek tip giymesini, birey olarak ortaya çıkmasını istemeyenler, tek parti döneminin özlemini çekenler var.
Türkiye’nin önüne gelen her meselede aldıkları tavra bakarak onların kim olduğunu bulabilirsiniz.
Onlar üniformasız askerler.
Çubukçu’nun yapması gereken bir iş daha var, okul andı meselesi.
Yetmiş yıldan beri ilkokullarda her sabah söylenmekte olan
‘Öğrenci Andı’ nı yazan dönemin Milli Eğitim Bakanı Dr.
Reşit Galip’tir.
Dr. Galip, 23 Nisan 1933’te bu andı kaleme almış ve bu and 10 Mayıs 1933 tarihinde resmen Kabul edilmiştir.
Avrupa’da faşizm rüzgarlarının estiği bir dönemde kaleme alınan bu and günümüz koşullarına uymamaktadır.
Türkiye farklı etnik kökenden gelen yurttaşların
‘Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı’ üst kimliğinde birleştiği, demokratik bir hukuk devletiyse, bu andın da yenilenmesi gerekir.
Türkiye bu ülkede farklı etnik kökenden gelen, farklı inançlara sahip olduğu gerçeğini görmeli ve bunun gereğini yapmalıdır.
Bunu yapmak lütuf değil, çağdaşlığın gereğidir.
Savunmanın tutarlılığı
Ankeri mahkemede görülen bir davada, silah gömmekle suçlanıyor ve komploya uğradığınızı iddia ediyorsanız, daha tutarlı olmak zorundasınız.
Yarbay rütbesine gelmiş bir şahsın, ‘Hayatımda elime silah almadım’ savunması inandırıcı değildir.
Aksinin kabulü, Bülent Arınç’ın ‘İyi ki bunlarla savaşa gitmemişiz’ sözlerine inkar edilemeyecek bir geçerlilik kazandırır.
Gürültüye giden gezi
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, gazete birinci sayfalarına daha çok magazin öğeleriyle çıkan başarılı bir gezi gerçekleştirdi.
Özellikle ekonomi sayfalarına yansıyan bilgiler, Çin Halk Cumhuriyeti ile geniş kapsamlı anlaşmalar yapıldığını gösteriyor.
Dünyanın büyük bir ekonomik kriz içine girdiği, Türkiye’nin tarihinin en büyük ekonomik küçülmelerinden birirni yaşadığı bir dönemde, dünyanın yeni ekonomik deviyle varılan bu anlaşmalar büyük önem taşıyor.
İşadamlarımız yakın zamana kadar ağırlıklı olarak Çin’den gelen mallara gösterdiği tepkiydi.
Zaman zaman ölçüsü kaçan bu tepki Çin Hak Cumhuriyeti’nde rahatsızlık yaratıyordu.
Tepki vermek yerine iletişim kurmak elbette daha doğruydu.
Cumhurbaşkanı işadamlarımıza bu fırsatı sağladı, o yüzden altını çizmekte yarar gördüm.